Özgün

Jun 25

Güncel özdeyiş :P

"Sen Vodafon gibi anı yaşarken, ben Turkcell gibi heryerde seni çekemem!"

 


( 2 yorum )

( yorum ekle )
Jun 18

SİGARAYI BIRAKINCA

SİGARAYI BIRAKTIKTAN SONRA;

-"20 dakika sonra, kalp atışları düzene giriyor ve vücut ısısı sigara içmeyen bir insanla eşitleniyor.
-8 saat sonra, kandaki karbondioksitin %95'i temizleniyor.
-24 saat sonra, kalp krizi riski azalıyor, Sağlıklı insana yakın duruma geliniyor.
-2 gün sonra, tat ve koku alma normal insan gibi hassaslaşıyor.
-3 gün sonra, nefes almak hissedilir derecede iyileşiyor.
-3 ay sonra, akciğerler %30 daha fazla çalışıyor; içerisindeki kiri de atmaya başlıyor.
-1 sene sonra, kalp kafesinden hastalanma riski %50 azalıyor.
-10 sene sonra, Akciğer Kanseri olma ihtimali hiç sigara içmeyen bir insanla denk oluyor.
-15 sene sonra, kalp ve tansiyon hiç sigara içmemiş gibi normalleşiyor.

BUNLAR OKUDUKLARIM, BİR DE BİZZAT YAŞADIKLARIM VAR:

-ELİNİZ, SAÇINIZ, KIYAFETLERİNİZİ SİGARA KOKMUYOR,

-CİLT RENGİNİZ DAHA BEYAZ VE DAHA CANLI OLUYOR,

-GÜNDE 5YTL İLE HESAPLARSAK AYDA 150, 1 YILDA 1800, 20 SENEDE 36.000YTL (YANİ BİR ÖĞRETMENİN EMEKLİ İKRAMİYESİNDEN DAHA ÇOK) PARANIZ YANINIZA KALIYOR,

-PENCEREYİ AÇIP TIKANMADAN VE ÖKSÜRMEDEN DERİİİN DERİİİN NEFES ALABİLİYORSUNUZ,

-UYANDIĞINIZDA AĞZINIZDAKİ O İĞRENÇ TAT VE KOKU ORTADAN KALKIYOR,

-PSİKOLOJİK OLARAK; KENDİNİZİ DAHA GÜÇLÜ VE DAHA MUTLU HİSSEDİYORSUNUZ (AYRICA, "BIRAKTIM" DEMEK HİÇ İÇMEDİM DEMEKTEN DAHA KARİZMATİKTİR :))

-YİYECEKLERİN TAT VE KOKULARINI ÇOK DAHA İYİ ALIYORSUNUZ (HA BU BİRAZ KİLO PROBLEMİNE YOL AÇABİLİR AMA DÜZENLİ BESLENME VE SPORLA HEM KİLO ALMIYOR HEM DE DAHA SAĞLIKLI OLUYORSUNUZ)

VALLAHA BEN BIRAKTIM...

SİZ DE BIRAKIN... ÇOK DA ZOR DEĞİLMİŞ GÖRECEKSİNİZ...


( 3 yorum )
Jun 04

Kadın-Erkek değil Farkındalık

Her ne kadar kadin soyledir, kadin boyledir diye kadini göklere çikaran yazilarin taraftari olmasam da (çünkü bir bayan olarak ezilmislerin sonuçsuz cirpinislari gibi geliyor bana hep ve biz aslinda muthisiz, superiz, ezik falan degiliz naralari daha da percinler bu ezikligi çünkü ancak olan birseyi tersine çevirmeye calisir insan ki bu kabullenmislik beni cileden cikarir) bu yazi fena degil gibi geldi, en azindan bilincten, farkindaliktan, ruhtan ..vs bahsetmis


Ben, bugün erkek olarak veya kadın olarak konuşmak istemiyorum.
Daha anlamlısı bir zihin olarak konuşmak istemiyorum.
Farkındalık ve bilinç olarak konuşuyorum. Çünkü biliyorum ki farkındalık ne
erkektir ne de kadın. Cinsiyet ayrımı bedenimizde var, bir de zihnimizde.
Bu yüzden de dişil veya eril kavramları beden ve zihinle ilişkili olduklarında
anlamlıdırlar. Ama ikisinin de ötesinde olan bir şey var; aşkın olan şey.
Gerçek özünün ve varlığının bulunduğu yerdir orası. Bu varlık yalnızca
farkındalıktan, tanıklıktan, dikkatli olmaktan oluşur. O saf bilinçtir.
Bu yüzden ben kadın ya da erkek olarak değil farkındalık olarak konuşmak
isterim elimden geldiğince.“Kadın sevmek için vardır. Anlamak için değil.”
Yaşam o kadar gizemlidir ki, ellerimiz doruklarına erişemez, onun en derin
 gizlerini göremez. Bu yüzden de yaşamın herhangi bir ifadesini anlamak-
 kadını, erkeği, hayvanı, doğayı-bilimin işidir. Bende bir bilim insanı
olmadığım için amacım anlama değil anlatma.Erkek bir gizemdir, kadın bir
gizemdir, var olan her şey bir gizemdir. Bu esrar perdesini aralamak için
 gösterdiğiniz bütün çabaların sonu hüsranla bitmeye mahkûmdur.
Anlamaya; mantık ve rasyonellik adına ne kadar ısrarcı olursanız olun
 derine indikçe mantık ve akılcılığı geride bırakmak zorunda kalırsınız.
 İşte o zaman; doğayı dinlemek gerekir.
Yaşama katılabiliriz, gizemiyle bir olabiliriz hatta onu kutlayabiliriz ama onu
bir gözlemci olarak asla anlayamayız. En iyisi yaşamı anlamaya çalışmadan
 keyfini çıkarmaktır.“Kadının ne demek istediğini merak ediyorsan, ona bak;
onu sakın dinleme.”demiş büyüklerimiz.Kadın polise doğru yürür ve
”Memur bey, köşedeki adam beni rahatsız ediyor.”der.
Polis ise ”Ben durumu buradan izliyordum. Adam size bir defa bile dönüp
bakmadı bayan!”der.
“Evet,”der kadın,”ne kadar rahatsız edici bir şey, öyle değil mi?”
En önemli farkındalık hiçbir şeyin anlaşılamayacağını fark etmektir.
Her şeyin bir gizem ve mucize olduğunu anlamak hayattaki dinselliğin
başlangıcıdır.Kadın ve erkek arasında binlerce yıldır süregelen koşullanmaların
eseri farklılıklar vardır elbette ama bu koşullanmalar doğanın temelinde yoktur.
Bunların yanında kadınların kendilerine has güzellik veren, bireysellik veren
birkaç doğal farkı da vardır:Kadın yaşam üretmeye muktedirdir; erkek ise
değildir. Bu açıdan bakarsak bu erkeklerde bir aşağılık duygusu yaratmış
buda kadınlara hükmetme isteğinde önemli bir rol oynamış. Böylece erkekler
kadınların dehasını, yeteneklerini, kapasitesini yok ederek kendi üstünlüklerini
hem kendilerine hem de dünyaya kanıtlamaya çalışmışlar. Bu bir davranıştır.
Binlerce yıl kabul görmüş bir davranış.Kadın doğurduğu için, dokuz ay
boyunca çok hassas ve korumasız olarak erkeğe muhtaçtır. Ve bunu erkekler
acımasızca istismar etmişlerdir. Aslında doğurganlık sadece fizyolojik bir
özelliktir. Pek de doğal bir fark oluşturmaz.En büyük gerçek farklardan
biri: Kadının sevmeye daha çok yatkın olmasıdır.
Erkeğin sevgisi az ve daha çok fiziksel bir ihtiyaçtır. Kadın için sevgi çok büyük,
yüce, ruhani bir deneyimdir. Bu yüzden kadın tek eşli, erkekse çok eşlidir.
Erkek dünyadaki tüm kadınları ister yine de tatmin olmaz. Kadınsa tek bir
sevgiyle kendini tamamen doyurabilir, çünkü o erkeğin bedenine değil,
onun en derindeki içsel özelliğine bakar. Kadın; yakışıklı, kaslı bedene sahip
bir erkeğe değil, karizması olan bir erkeğe âşık olur; Tanımlanamaz ama
son derece çekici ve keşfedilecek gizemi olan bir erkektir bu. Kadın erkeğinin
sadece erkek olmasını değil, bilinçli keşfettiği bir macera olmasını ister.
Cinsellik açısından baktığımız zaman da; fiziksel olarak kadına doğa tarafından
verilmiş bazı ayrıcalıklar vardır. Erkekler bu konuda çok zayıftır kadınlara göre.
Fakat kadın bu ayrıcalıkları kullanmak konusunda ise hep engellenmiştir.
Erkekler kendi ihtiyaçlarını aldıkları zaman işleri bitmiştir ama ne yazık ki
kadının ki yeni başlamıştır. Erkek rahatlamıştır. Kadınsa bununla yüzleştiğinde
kullanılmış hisseder kendini. Ağlar hissettirmeden. Kullanılmıştır…
Ve bir mekanizma gibi, bir emtia gibi, herhangi bir şeye indirgenmek onun
 için en çirkin şeydir. Erkeği kendini kullandığı için affetmez asla.
Kadın için seks bir ayindir ve yavaşça olmalıdır. Kadın aşk yapmayı sanata
önüştürmek ister. İçinde tütsü yaktıkları, mum ışığının olduğu, müziğin güzel
tınısıyla dolu bir aşk tapınağı yapmak ister. Ve kadın, erkeğinin kendisine;
bir ressamın resim yaptığındaki ya da şairin şiir yazdığındaki ya da
müzisyenin müzik aletini çaldığındaki gibi, arzu kalbini kapladığı zaman
yakınlaşmasını ister. O zaman her şey erkek için de çok güzel olacaktır.
Sevgi zorla olmaz. Sevgi için çaba olmaz. Sevgide zihin asla olmaz.
Sadece oynuyor şarkı edip dans ediyorsundur, keyif alıyorsundur.
Bu başka âlemlere ait bir şeydir, insanın sadece beden olmadığının işaretidir,
beraber başka bir boyuta geçmektir. Cinsellik kadına göre kutsal bir şey
olmalı çünkü bu kutsal bir şey haline getirilmediği sürece, günlük hayatta
hiçbir şeyin kutsal olması mümkün olamaz. Bilinç denilen şeye açılan kapının
başlangıcı olacaktır bu.
Bunlar doğal farklardır. Koşullandırmalardan uzak farklar.Başka bir fark da:
Kadın içindeki merkezinin sessizliği ve sakinliği ile sabırlıdır. Beklemeyi
becerebilir. Belki bu özellikleri yüzünden erkeklere göre hastalıklara karşı
daha dirençlidirler, daha uzun ömürlüdürler. Sakinliği ve inceliği ile erkeğin
hayatını tamamen doldurabilir. Erkeği rahat ve sıcak bir ortamla sarmalayabilir.
Tabi burada, erkek kadından korkmuş. Kadın tarafından çevrelenmek ve
kadının huzur veren sıcaklığı yaratmasını istememiş. Korkmuş çünkü izin v
erirse kadına bağımlı hale geleceğini düşünmüş. Bu yüzden de asırlardır hep
kadını kendinden uzak tutmuş hem de içinden, onun kendisinden daha fazlasına
sahip olduğunu bile bile. Erkeklerin kadınlara karşı bu üstünlük mücadelesi ve
hırsı yüzünden asırlardır kadınlar hayvanlardan bile daha aşağı muamelelere
maruz kalmış. Kanatları koparılmış, sindirilmiş. Çin’de binlerce yıl kadınların
ruhu olmadığı düşünülmüş. Bu yüzden de erkek karısını öldürebilir ve bunun
hesabını vermek zorunda kalmazmış. Bence kadının ruhunun olmadığını
söylemek en büyük hakarettir.Erkek kadının eğitilmesine ve maddi
bağımsızlığını kazanmasına hep engel olmuştur. Erkek korktuğu için kadının
sosyal hareketliliğini kısıtlamıştır. Kadının üstün olduğunu, güzel olduğunu
bildiğinden, ona özgürlük vermenin tehlike yaratacağından korkmuştur.
Müslüman kadın bedenini, yüzünü, başını kapatmak zorunda bırakılmıştır ki,
kocası dışında kimse güzelliğini ve gözlerindeki derinliği görmesin.Hindu
dininde kadın kocası öldüğünde kendini öldürmek zorundadır.
”Sati” denilen bu sistem binlerce yıl sürmüştür. Ölümünden sonra bile
hâkimiyete devam etmek… Hayal edebileceğiniz en çirkin olgu.
Bizde de Anadolu’nun bazı yörelerinde kadının kocası öldüğünde; yıllarca kardeş
olarak gördüğü kocasının kardeşi ile evlendirilir. Erkek kardeşi yoksa da ömrü
 boyunca kimseyle evlenemez. Böylece kocanın namusu aile tarafından korunur.
Kadın güzeldir çünkü. Sen gittiğinde, kim bilir?
İslam’da koca öldüğünde kadın için namahrem hale gelir. Cenazesinde bile
yanına sokmazlar. Kadının, yıllarca hayatını paylaştığı erkeğine son elveda
hakkı bile elinden alınmıştır.Törelerden hiç bahsetmek istemiyorum.
Bir de Ortadoğu’daki bazı İslam ülkelerinde halen uygulanan “Rec’m” kabusu.
Kadının âşık olmak ve erkeğini seçebilmek özgürlüğü acımasızca engellenmiş
halen daha engellenmekte.
Evet, bizler ülkelerin modern dediğimiz kesiminde, şehirlerde yaşıyoruz. Bütün
 bunlar uç noktalar bizim için. Bunları yaşayamayız. Gerçekten de yaşamıyor
muyuz bu düşünceleri? Erkek olarak ne dersiniz? Nitelik olarak değil belki, nicelik
olarak yaşamıyor muyuz, yaşatmıyor muyuz? Bütün suçu hormonlara atıp.
Bu eşitsizlik kavramının ortaya çıkması, kadın ve erkeği iki farklı tür olarak
görmekten kaynaklanıyor. Onlar tek bir insanlığa aitler, kadın ve erkeğin nitelikleri
 birbirini tamamlar. Farklar bir çelişki değil ki. Birbirlerine destek olup, birbirlerini
muazzam bir şekilde güçlendirebilirler. Seven bir kadın erkeğinin yaratıcılığını
çoğaltabilir, hayal bile edemediği zirveler için ona ilham verebilir. Ve bunun için
erkeğinden hiç bir şey istemez, sevgisinden başka. Bu da onun en doğal hakkıdır.
Kadın kendi ruhunda kendi potansiyelini aramalı, onu geliştirmelidir. Ve sonunda
güzel bir geleceğe sahip olacaktır mutlaka.
Kadın ve erkek ne eşittir, ne de değildir: Onlar eşsizdir. İki eşsiz varlığın buluşması
yaradılışa mucizevî bir şey getirir.
“Kadın” sözü denizler kadar engin ve derin.
Yaradılışın mucizesini sınırsız yaşamanız dileğiyle… Sevgiyle kalın.

Umay Arslan Gencsoy



( yorum ekle )